ForumDunya.Net   https://www.youtube.com/channel/UCIFMmrgH6t2NGevrNy8f9Jg

Geri Git   ForumDunya.Net > FD & Sanat ve Genel Kültür Forumu > Tarih Forumu > Mitoloji

reklam reklam

Kullanıcı Etiket Listesi

  
 
Seçenekler Stil
Alt 20 Eylül 2020, 08:17   #1
IkRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2020
Mesajlar: 1.438
Konular: 1385
Aldığı Beğeni: 28
Verdiği Beğeni: 37
Seslenenler: 6 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 0 Konu(lar)
Standart Çin Mitolojisi



Araştırmacılara göre bize ulaşan Çin söylenceleri, diğer eski kültürlere ait söylenceler kadar eski ve Özgün değildir. Bunun en önemli nedeni, MÖ 213'te Çin'in ilk imparatorunun tıp, kâhinlik, tarım, ağaç ve bitki yetiştirilmesi hakkında olmayan bütün kitapları yakmasıdır.


Tarihi: Büyük Han Hanedanı döneminde (MÖ 206-MS 220), imparatorlar Konfiçyus'un öğretilerini devlet dini olarak kabul etmişler ve doğaya tapınmayı içeren dinleri yasaklamışlardır. Ağızdan ağıza aktarılan eski söylencelerin çoğu bu dönemde kaleme alınmış, ancak Han bilginleri, bu söylenceleri kendi tutumlarını ve o dönemin siyasal ve dinsel iklimini yansıtacak şekilde yeniden biçimlendirmişlerdir. Pangu'nun yaratılış söylencesi, var olan en ayrıntılı Çin yaratılış söylencesi d ir. Bu söylence MS 200 ve 500 yılları arasında yazılmış metinlerde bulunmaktadır ve kaostan düzenin ortaya çıkışı ve bu düzenin korunması üzerinde yoğunlaşmaktadır. Pangu ilk olarak gökleri yerden ayırarak evrene düzen getirir. Onun gövdesi dünya yüzeyindeki dağ, okyanus ve orman gibi doğal biçimleri birbirinden ayırarak, ayrıca gökleri ayrıştırarak yeni bir biçim alır. Daha sonra, canavar Gong-gong, doğal çevreyi hissettirmeden tahrip edince, Ana Tanrıça Nugua dünyanın düzenini yeniden kurar. Diğer eski kültürlerden farklı olarak, Çinliler evreni birbirini tamamlayan İki öze ayırırlar: Yin (Gölgeli) ve Yang (Güneşli) birlikte bütünü oluştururlar. Yin doğadaki dişi ilkedir; karanlık, toprak, edilgen, boyun eğen ve sakın özellikler taşır. Yang ise erkek ilkedir; canlı, aydınlık, etkin, saldırgan ve sıcak özellikleri temsil eder. İnsanlar dünyasına dişi ve erkeğin birleşmesi gibi, güneş, yani Yang'ın Özelliklerini temsil eden tanrı ile ay, yani Yin'in özelliklerini temsil eden tanrıça evlenirler. Nitekim gök ve dünya da bütünün birbirini tamamlayan parçalarını temsil eder.

Evrenin Varoluşu: Başlangıçta bir yumurta tüm evreni içinde barındırıyordu. Yumurtanın içinde kaotik bir kitle bulunmaktaydı. Gök ve yer birbirinin eşiydi ve her yer tümüyle karanlıktı. Çünkü ne güneş ne de ay vardı. Bu karanlık kütleden ilk varlık Pangu oluştu. Pangu kendini karanlıkta bir yumurtanın içinde kapalı ve kaosla çevrelenmiş bulunca, evrene bir düzen getirmeye karar verdi.

Önce dünya yumurtasını kırarak açtı. Daha hafif olan kısım (Yang) yükselip gök haline gelirken, daha ağır olan kısım (Yin) çökerek yer oldu. Pangu, dünyanın üzerinde ayakta durmaya çalıştı, ancak gökler başının üzerinde büyük bir baskı yapıyordu. Fark etti ki gökler gökyüzünün çok yükseklerinde yer almazlarsa yaşamın ortaya çıkması mümkün olamayacak. Bu sorunu nasıl çözeceğini düşündü. Sonunda bu dünyada canlı yaratıkların oluşabilmesi ve varlıklarını sürdürebilmelerinin tek yolunun, gökyüzünü yukarı doğru itmek olduğuna karar verdi.

Sonraki 18.000 yılda Pangu, sürekli göklerin yeryüzünü ezmesini engellemeye çalıştı. Yalnızca ağzına esen rüzgârları yedi. Hiç uyumamıştı. önce dizlerinin üstünde, dirsekleri kıvrık olarak durabiliyordu ve bütün gücünü toplayıp elleriyle gökyüzünü yukarı itti. Daha sonra Pangu'nun ayaklan üstünde, dirsekleri kıvrık durabildiği zaman geldi ve elleriyle gökyüzünü itti. En sonunda Pangu tümüyle ayağa kalkabildi ve gökyüzünü yukarı iterken kollarını sonuna kadar açmayı başardı.

Pangu günlerce, gecelerce, aylarca, yıllarca, taş bir sütun gibi ayakta durdu ve gökleri durmaksızın elleriyle yukarı itti. Yavaş yavaş gökyüzü giderek daha yukarı yükseldi, her gün on metre daha yükseğe çıkıyordu. Gökler daha yükseğe çıktıkça, Pangu da gittikçe uzuyordu. En sonunda gökler dünyanın çok üzerinde yerlerini alınca, Pangu çok yorulduğunu fark etti. Gökyüzüne, bir de çok aşağılarda ayaklarının altındaki toprağa baktı. Dünya ile göklerin arasındaki mesafenin iyice açıldığından emin oldu; artık gökyüzünün çöküp yeryüzüne çarpmasından korkmadan uzanabilir ve dinlenebilirdi.

Böylece Pangu uzandı ve uyudu. Uykusunda öldü ve onun gövdesi evrene biçim ve töz verdi. Pangu'nun başı Doğu'daki dağı oluştururken, ayakları Batı'daki dağı oluşturdu. Bedeni Orta'daki dağı, sol kolu Güney'deki sağ kolu ise Kuzey'deki dağı oluşturdu. Bu beş kutsal dağ kare şeklindeki dünyanın dört köşesini ve merkezini belirledi. Her biri dünyanın üzerinde dev bir taş sütun gibi durarak gökleri yukarıda tutmayı başardılar.

Pangu'nun başındaki saçları ve kaşları, gezegenler ve yıldızları oluşturdular. Sol gözü güneşi, sağ gözü ayı oluşturdu. Eti yeryüzündeki toprak ve kanı okyanus ve ırmaklar oldu. Dişleri ve kemikleri kayaları, mineralleri ve değerli taşları oluşturdular. Soluğu bulutları ve rüzgârı, sesi ise yıldırımı ve fırtınayı oluşturdu. Teri yağmur ve çiğe dönüştü. Bedenindeki tüyler ağaçlan, bitkileri ve çiçekleri oluştururken derisinde yaşayan asalaklar, hayvanlar ve balıklara dönüştüler.

Ana Tanrıça Nugua ilk insanları yarattı. Kendisi de bir insana benziyordu, ancak bacaklarının yerinde bir ejderha kuyruğu vardı. Nugua dünyanın üzerinde kayarak dolaşırken, Pangu'nun bedeninden oluşan güzel şekilleri hayranlıkla seyretti. Ağaçlan, bitkileri ve çiçekleri çok sevdi, ama en çok daha hareketli ve canlı olan hayvanlardan ve balıklardan hoşlandı. Ancak bütün bunları bir süre inceledikten sonra yaratılışın henüz tamamlanmadığına karar verdi. Hayvanlar ve balıklar onu tatmin etmek için yeterince akıllı değildiler. O bütün canlılardan daha üstün olacak bir yaratığa hayat verecekti.

Nugua, San Nehir boyunca süzülürken bu nehir yatağındaki maddeyi kullanarak insanı oluşturmaya karar verdi. Nehrin kıyısına oturarak nehir yatağından avuç avuç ıslak çamur aldı ve onlardan küçük insanlar oluşturdu. Onları kendine benzetti, ama onlara ejderha kuyruğu yerine iki kollarıyla uyumlu iki ayak verdi. Yürümeye hazır olduklarında, onlara yaşam soluğunu üfledi. Bazılarım Yang ile, yani doğadaki erkek, saldırgan öğeyle doldurdu ve bunlar erkek oldular. Diğerlerini ise Yin ile, yani doğadaki dişi ve uysal öğeyle doldurdu ve bunlar da kadın oldular.

Bir süre sonra, Nugua İnsanlara tek tek biçim vermekten usandı ve daha hızlı bir yol düşündü. Nehir yatağındaki ıslak çamura bir ip yerleştirdi ve ipi üst ucu tamamen kaplanana kadar suda dolandırdı. Daha sonra ipi aldı ve sahile doğru salladı. Her damla çamur bir insan haline geldi. Ancak bu iki yöntem aynı türde insanlar yaratmıyordu. Nugua'nın eliye biçimlendirdikleri, İpten düşerek oluşanlardan daha zengin ve daha akıllıydılar.

Bir süre sonra Nugua'nın çocukları evlerini yapıp köylere ve çiftliklere yerleşerek günlük gereksinimlerini karşılamaya başlayınca, canavar Gong-gong çok kızdı. Başını gökyüzünü tutan dağlardan birine şiddetle vurdu. Dağ yere yıkıldı, gökyüzünde tuttuğu bir bölümde büyük bir delik açıldı ve yeryüzünün pek çok yerinin çatlamasına neden oldu. Bazı büyük yarıklardan alevler fışkırarak evleri ve ekinleri yaktı. Nehirler yataklarından taştılar ve yeraltı sularının oluşturduğu seller yarıklardan fışkırarak eskiden köy ve çiftlik olan yerlerde büyük bir okyanus oluşturdular.

Büyük Tanrıça dehşet içinde yüzlerce insanın açlıktan ölmesini veya boğulmasını izledi. Yarattığı çocuklan kurtarmak için acele hareket etmesi gerektiğini biliyordu. İlk önce nehir kıyısındaki sazları ateşe verdi ve küllerini, ateşi söndürmek için yanan yarıklara doldurdu. Sonra sellerin toprağa sızmasını ve sazların küllerini set gibi yığarak suların eski nehir yataklarından akmasını sağladı.

İnsanlar çiftliklerine ve köylerine dönüp günlük işlerini yapmaya başlayınca, Nugua, San Nehir" e doğru süzüldü ve beş değişik renkte taş topladı. Bu taşlan ocakta eriterek göklerdeki deliği bununla kapadı. Daha sonra dev bir kaplumbağanın dört ayağını aldı ve bunları gökyüzüne destek olsun diye dünyanın dört köşesine ek sütunlar olarak yerleştirdi. Böylece Ana Tanrıça Gong-gong'un düşüncesizce yol açtığı yıkımı onardı. Ancak Nugua beşinci sütunun devrildiği, dünyanın kuzeydoğu köşesini bir türlü yükseltemedi. Bu alan hâlâ Çin'in diğer yerlerinden daha alçaktır ve nehirler doğuya doğru bu alçak toprağın üzerinden denize dökülürler.

Tanrılar ve Varlıklar





Yù Huáng: Her şey ve herkesin hakimi
Beiji Dadi: Yıldızların hakimi
Tianhuang: Dadi: Tanrıların Hakimi
Xi Wangmu: Batının Kraliçesi
Guan Yin: Merhamet Tamrıçası
Bu-Dai: Mutluluk ve mülk tanrısı
Dizang: Ölülerin kurtarıcısı
Yanluo: Cehennem Tanrısı
Tiānwáng: Dört Budist koruyucu Tanrı
Bi Gan: Zenginlik tanrısı
Bi Fang: Ateş tanrısı
Matsu: Deniz Tanrıçası
Tam Kungeniz Tanrısı

Destanlar




Okçu Yi ve On Güneş: Bir zamanlar dünya gençti ve gökyüzünde bir değil on tane güneş geziniyordu. Onların anası, doğunun tanrısı olan Di Jun'un karısıydı. Kadın, bu on çocuğunu dünyanın doğu bölümünün en uzak ucunda yer alan Tang Vadisi'nde bir sıcak su havuzunda yıkıyordu. Güneşler, kuşlar gibi büyük bir dut ağacında dinlenirdi, çünkü bu güneşlerin Özleri kuştu. Dokuz güneş, ağacın alt dallarında tünerken, her gün bir başka güneş en üst dal-da otururdu.

Şafağın sabah ışığına yol göstermesinin zamanı geldiğinde, en üstte oturan güneş, arabasının içinde göklerdeki yolculuğuna çıkardı. Bu araba bazen atlar, bazen de ejderhalar tarafından çekilirdi. Bir haftada on gün vardı ve haftanın her günü farklı bir güneş gökyüzünden geçerdi.

Bu on güneş, birbirine çok benzediğinden ve her gün yalnızca bir tanesi gökyüzünden geçtiğinden, yeryüzündeki insanlar birden fazla güneşin olduğunu bilmiyorlardı. O sıralarda insanlar ve hayvanlar komşu ve arkadaş gibi bir arada yaşarlardı. Hayvanlar yavrularını, insanların onlara bir zarar vermesinden korkmaksızın yuvalarında bırakırlardı. Çiftçiler hayvanların çalacağından korkmadan ekinlerini tarlalarda bırakırlardı. Bir insan yanlışlıkla bir yılana bassa, yılan onu ısırmazdı. Bir çocuk oynarken bir leoparın veya kaplanın kuyruğunu çekse saldırıya uğrayıp öldürülmezdi. O zamanlar bolluk zamanıydı, herkese yeterinden fazla yiyecek düşüyordu. İnsanlar ve hayvanlar birbirleri hakkında iyi niyetler besleyip, birbirlerinin mülklerine saygı gösteriyorlardı.

Ancak bir gün, güneşler tek tek dolaşmak verine, göklerden hep birlikte geçmenin eğlenceli olacağına karar verdiler. Böylece şafak vakti geldiğinde on güneş arabaya atlayıp gökyüzüne doğru yola çıktılar. Onların yakıcı ışığı dünyayı kavurdu. Ormanlar ateş aldı ve pek çok hayvanı da öldürerek küle döndürdü. Alevlerden kurtulmuş olanlar, insanların arasına daldılar ve çaresizlik ve hırçınlık İçinde yemek aramaya başladılar.

Nehirler, hatta denizler kurudu, bütün balıklar öldü ve su canavarları yeryüzüne çıkıp yiyecek çalmaya başladılar. Pek çok insan ve hayvan susuzluktan öldü. Ekinler ve bahçeler kurudu, insanların ve evcil hayvanların yiyecek kaynakları tümüyle tükendi. Bazı insanlar evlerinden ayrılınca güneşin ısısıyla alev aldılar ve yanarak öldüler. Diğerleri vahşi hayvanlara yem oldular, çünkü artık başka bir yiyecek kaynağı kalmamıştı.

İnsanlar, imparatorları Yao'ya kendilerine yardım etmesi için yalvardılar. Yao da evreni kurtarabilecek tek kişi olan büyük okçu Yi'nin yardımını istedi. Okçu Yi, Batı'nın Kraliçe Anası'na kendisine ölümsüzlük iksirini vermesi için yalvarmış ve karısı geri kalanını çalmadan önce birazını içebilmişti. İmparator, Yi'nin dokuz güneşi oklarıyla vurmasını ve uygarlığı yok olmaktan kurtarmasını emretti.

Okçu Yi İyi nişan aldı. Tek tek oklarını attı ve her biri hedeflerine ulaştı. Dokuz güneş saplanan oklara dayanamadılar ve teker teker öldüler. Her birinin tüyleri yeryüzüne döküldü ve teker teker ışıkları söndü. Yeryüzü giderek daha da karardı, ama sonunda bir tek güneşin ışığıyla aydınlandı. Her yerde insanlar gökyüzüne baktılar ve olanları coşkuyla izlediler. Artık yeniden başlayabilirlerdi.



Güneşi Arayış:"Güneşi Arayış", Şangay'ın güneyindeki Zhejiang Eyaleti'nin başkenti Hangzu'nun batısında bulunan Batı Gölü yöresinden toplanmış yaklaşık dört yüz söylence ve halk masalından biridir. Malzeme, esas olarak Zu Fei, Çen Veijung ve Şen Tuki tarafından 1959'da derlenmiştir. Ancak The Folk Tales of West Lake (Batı Golü Halk Hikâyeleri) adı verilen koleksiyon, ilk kez 1978 yılında Zhejiang Halk Yayınevi (Zhejiang People's Publishing House) tarafından yayımlanmıştır.

Batı Gölü, çok eski tarihi ve bulunduğu yerin güzelliği nedeniyle Çin'in en ünlü gölüdür. Çok eskiden beri Çinliler burada çok güzel yapılar inşa etmişlerdir. Bu halk masalı böyle bir yapının, Bao Çu Pagodası'nın kökenini anlatmaktadır.

Kahraman Bao Çu, bütün dünyadaki söylence kahramanlarına benzer özellikler taşır. Doğumu ve büyümesi olağandışı-dır. Görevi, güneşi yeniden ele geçirerek dünyanın düzenini kurmak ve yeryüzüne bereketi getirmektir. Toplumun İyiliği için yaşamını feda etmeye hazırdır.

Diğer kahramanlar gibi Bao Çu da, bu büyük görevi tamamlayana kadar pek çok sınavdan geçer. Bu sınavlar onun olağanüstü gücünü ve yaratıcı zekâsını ortaya çıkarır ve ona büyük bir ün kazanır, ölümlü olduğu için sonunda ölür.

Bao Çu'nun annesi Hui Niang da bir kadın kahramandır. İdeal bir eş ve anne olarak sunulmaktadır. Yaratıcı, akıllı ve fedakârdır. Kocasını, daha sonra da oğlunu bu kahramanca görev için cesaretlendirirken, bilinçli olarak yalnızlığı ve acıyı seçer.


Kua Fu: Kua Fu, bir devler takımının önderidir ve hikayesi en eski Çin masallarından biridir. Birtakım jeolojik özelliklerin kaynaklan hakkında bilgi veren ve aynı zamanda bize tevazünün önemini gösteren etiyolojik bir masaldır.

Olağanüstü sıcak bir yazda, toprak yanıp orman kavrulmuşken, devler kendilerini hareket edemeyecek kadar yorgun hissederler. Etrafını serinletme çabası içindeki Kua Fu Güneş’i kovalayıp yakalayacağına ve dize getireceğine ant içer. Dokuz gün dokuz gece boyunca ülkenin bir ucundan diğer ucuna koşabildiğince hızlı koşar ve koştukça sandaletlerinden silkelediği tozlarla büyük tepeler oluşur. Gece yemek pişirdiği tenceresinin altındaki üç taştan da üç büyük dağ yaratır.

Kucı Fu sonunda Güneş’e yetiştiğinde Güneş’in sıcaklığı dayanılmaz hale gelir, dolayısıyla boş yere de olsa susuzluğunu gidermek için Sarı Nehre koşar. Dili damağı hâlâ kupkuru olan Kua Fu onun yerine Wei Nehri’nden su içer, ancak bu da susuzluğunu dindirmez. Kua Fu başarmak için son bir teşebbüsle Büyük Göl’e gider; ama heyhat, bütün bunların hepsi ona çok fazla gelir ve nefes nefese, su dilenerek ölür,


Sekiz Ölümsüz



Çin mitolojisinde ve dünyevi Çin kültüründe iyi tanınan efsanevi ölümsüz varlıklar grubu olarak,Sekiz Ölümsüz’e Taocular tarafından saygı duyulmakta ve refah ve uzun yaşamın sembolleri olarak kabul edilmektedirler. Dönüşüm gücüyle, hayat vermek ve kötüyü yok etmek için her Ölümsüz’ün kendine has bir gücü vardır.

He Xiangu: Grubun tek kadın ilahi varlığı ve insanların zihinsel ve fiziksel sağlıklarınıiyileştiren güce sahip olduğu için sağlık tanrıçası olduğuna inanılır.
Cao Guojiu: Song İmparatorluğu’nun imparatorunun amcası olduğu söylenir ve çevreyi arındıran güce sahip yeşim bir yazıtı vardır.
Tieguai Li: Su kabağı testisi ve demir koltuk değneği sayesinde kolayca ayırt edilir. Li’nin ruhu su kabağından bir buhar bulutu olarak çıkmaktadır.
Lan Caihe: İçinde flora olan bir çiçek sepetiyle donatılmıştır ve uzun ömürle ilişkilendirilir.
Lu Dongbin: Kutsal varlıklar grubunun en çok tanınanı ve bazıları tarafından fiili lideri olarak kabul edilir.
Han Xiang Zi: Taoizm öğretisine kendini adamış ve hayat verme gücü olan bir flüte sahip.
Zhang Guo Lao: Taoist nefes alma düzeninin (Qigong) üstadı olarak kabul edilir ve şaraba olan meyili nedeniyle en egzantirik ölümsüz olarak tanınır.
Zhong Li Quan: Çıplak göğsü, göbeği ve ölüyü canlandıran yelpazesiyle tanınan resmi liderleridir.

Ejderhalar



Günümüzdeki Çin festivallerinde uzun, yılansı kuklalar şeklinde, dünyanın çeşitli yerlerinde Çin esintili binaların tasarımlarında ve en sevdiğimiz Çin restoranlarının tabelalarında görünen ejderha, en sık rastlanan Çin simgelerinden biridir. İngiliz efsanelerindeki ateş soluyan ve kız kaçıran canavarın aksine, Çin ejderhası iyi niyetli ve uğurlu bir yaratıktır; zarif uçuşu ve sihirli güçleri onu saygı duyulan bir refah alameti haline getirmiştir. Birkaç hayvanın melezi olması (kaplanın pençesi, tavşanın gözü, geyiğin boynuzları, sazan balığının yüzgeçleri, vb.) onu ulu bir güç ve bereketlilik simgesine dönüştürür. Eski önderler hâkimiyetlerini göstermek için kendilerini ejderhalarla özdeşleştirmişlerdi. 7

Her ne kadar Batıklar ejderhaları ateş püskürtmekle ilişkilendirseler de Çin ejderhaları akla nem, yağmur ve bulutları getirir. Nefeslerinin bulutları yarattığı, sarmal uçuşlarının hortumları oluşturduğu ve gazaplarının, keyiflerine bağlı olarak, sel basmasına sebep olduğu yahut kuraklık getirdiği söylenir. Onlar havanın, mevsimlerin ve hatta gece ve gündüzün bekçileridir.

Sanatta, heykelcilikte ve süslemelerde, Çin ejderhası bir inci tanesini kavramışken ya da ona uzanırken tasvir edilir. Bu, ejderhanın ulaşmak istediği çok gizemli bir gerçeği yahut bilgiyi, her şeyi dengeleyen ve bütün varlıkların evrensel yaratıcısı olan enerjiyi {chi) simgeler. Bazen bu inci tanesi, dünya olarak da tasvir edilir.

Çin Yeni Yılı




Yalnızca zamanın geçişinin kutlamasından ibaret olmayan Çin Yeni Yılı’nda, aynı zamanda etkileyici bir mitsel hikayede de anılır.


Zamanında, Niart (sene) kendisini her yılın son gecesi insanları yeme arzusuna kaptıran korkunç bir canavardır. Dolayısıyla her yeni yılda insanlar köylerinden kaçar ve çapulcu canavar gidene kadar dağlarda saklanırlar.

Yıllardan bir yıl, köy sakinleri o yılbaşı gecesi henüz köyü terk etmeden evvel yaşlı bir dilenci köye sallanarak girer. Yaşlıca bir adına gece onun evinde kalmak için yalvarır. Kadınsa her sene tekrar eden vahşeti anlatır ve adama onlarla birlikte dağlara kaçmasını salık verir. Ancak onu kimse yerinden kıpırdatamaz, yaşlı adam onun yerine bir gecelik barınmanın karşılığında kana susamış Niari\ yenilgiye uğratacağına ant içer.

Nihayet geceyarısı, Nian bir sonraki avını bulmak üzere köye geldiğinde gördüğü manzara karşısında şaşırır kalır. Yaşlı kadının evini kırmızıya boyanmış, alevlerle çevrilmiş olarak, gökyüzünü de patlayan fişeklerin gürültüsüyle inlerken bulur. O anda, yaşlı kadnın evinin kapısı açılır ve kırmızı bir elbise giymiş, etrafı alevlerle bezenmiş yaşlı dilenci ortaya çıkar. Bu temaşadan korkan Nian, korku içinde köyden kaçar.

Çin Halkı günümüzde hâlâ Yeni Yıl akşamı bütün gece uyanık kalır ve bu korkunç canavarı savmak için ateşler yakar, havai fişekler patlatır ve evlerini kırmızıyla donatır.

Kaynaklar: Fantastikedebiyat.co, Dünya Mitolojisi, Wikipedia, Bir Nefeste Dünya Mitolojisi


IkRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Alıntı ile Cevapla

Etiketler
Çin, mitolojisi


Şu Anda Bu Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:36.



Forum Hakkında

Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.

Yararlı Linkler

Sosyal Paylaşım


Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2021, vBulletin Solutions Inc.

Forumdunya, lisanslı vBulletin kullanan genel forum sitesidir.
Forum Sahibi: ikRa