ForumDunya.Net   https://www.youtube.com/channel/UCIFMmrgH6t2NGevrNy8f9Jg

Geri Git   ForumDunya.Net > FD & Sanat ve Genel Kültür Forumu > Tarih Forumu > Mitoloji

reklam reklam

Kullanıcı Etiket Listesi

  
 
Seçenekler Stil
Alt 20 Eylül 2020, 08:17   #1
IkRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.09.2020
Mesajlar: 1.438
Konular: 1385
Aldığı Beğeni: 28
Verdiği Beğeni: 37
Seslenenler: 6 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 0 Konu(lar)
Standart Hint Mitolojisi



Hindu dini çok sayıda farklı dinsel bakış açısını bağlaştırdığı gibi, pek çok farklı yaratılış söylencesini de kabul eder. Güneşle ilişkilendirilen Vişnu ve fırtınayla ilişkilendirilen Rudra, Hindulardan Önce de vardır; Hindular Vişnu'ya birinci derecede önem vererek Rudra'yı onun yıkıcı yönünün temsilcisi haline getirmiştir.


Öncelikle, yeniden doğuş düşüncesi bir Hindu kavramıdır. Hindu yaratılış söylencesi, Vişnu'yu üç biçimde ortaya koyar: dünyadaki yaşamın yaratıcısı Brahma olarak; dünyadaki yaşamın koruyucusu Vişnu olarak ve dünyadaki yaşamın yok edicisi Şia-Rudra olarak. Söylence, Vişnu'nun nasıl sık sık dünyaya indiğini, tanrıları ve ölümlüleri kötü varlıklara (şeytanlar) karşı korumak için insan kahraman olarak nasıl yeniden dünyaya geldiğini açıklar.

Her insanın, toplumdaki yeri tarafından belirlenen adaletli davranış kalıbı olan dharmasına uygun olarak yaşama görevi de bir Hindu yaklaşımıdır. Vişnu, dharmayı uygarlığı korumanın bir yöntemi olarak Öne sürer; o olmazsa toplum çözülür, savaş gelir ve uygarlık kendi kendini yok eder.

Yaratılış, başı ve sonu olmayan bir döngünün parçası olarak bir yeniden yaratılıştır. Evren, doğumdan olgunluğa ve ölüme tekrar tekrar durmadan ilerler. Dünyadaki yaşamın dört aşaması tekrar tekrar, ideal altın çağdan karanlık çağa ve tekrar altın çağa ilerler. Vişnu evrenin tekrar tekrar yaratılıştan dağılmaya doğru olan döngüsünü yönetir.

Böylece Hindu düşüncesinde, tüm görünürdeki farklılıkların temelinde bir birlik örüntüsü vardır. Vişnu yaratır, korur ve yıkar. Adı ve rolü değişir, fakat büyük tanrı aynı kalır. Altın çağ kaçınılmaz olarak karanlık çağa ve o da tekrar altın çağa dönüşecektir.

Yunanların dört çağı gibi Hint çağları da, toplumun ahlak parçalanmasını ortaya koyar ve insanların birbirlerine karşı bencil ve adaletsiz davranışları yüzünden nasıl kendilerine acı getirdiklerini gösterir. Her seferinde çağlar daha da kötüleşir. Son çağ her zaman zulüm, acı, keder ve gereksiz ölüm zamanıdır ve her zaman okuyucunun yaşadığı çağ budur.

Evrenin Yaratılışı, Yok Olması ve Yeniden Doğuşu




Dünya sonsuz tekrar eden döngülerde yaratılır, yok edilir ve tekrar yaratılır. Sürekli olarak her biri 4.430.000 yıl süren bir Maha Yuga'dan (Büyük çağ) diğerine devinir.


Her Maha Yuga, her biri daha önceki çağdan daha kısa süren ve ahlaksal olarak daha kötü olan dört daha kısa yuga dizisinden oluşur. Her Maha Yuga'nın başlangıcı bir erdem ve ahlaki yetkinlik çağı, dünyada parlak ve altın bir çağ olan Krita Yuga'dır. Büyük tanrı Vişnu; Brahma, yani büyük baba ve dünyanın Yaratıcısı biçiminde başkanlık eden tanrıdır ve dharma (ideal, dürüst davranış ve moral görev), dört ayağı üzerinde düzenli ve güvenceli bir biçimde yürümektedir. Krita Yuga 1.728.000 yıl sürer. Bu dönem boyunca insanların, ister Dagda ister denizde yaşasınlar, insanların barınma gereksinimleri yoktur. Nimet veren ağaçlar onlara bol yiyecek, giysi ve süs eşyası sağlar. Herkes iyi olarak doğar ve mutlu, doygun, bencil olmayan güzel bir yaşam sürer. İnsanlar kendilerini en yüksek erdem olan düşünmeye adar ve yaşamlarını dharmaya sadık olarak sürdürürler. İnsanlar zorunluluk yerine dharmanın keyfiyle yaşarlar ve acı çekmezler.

Her Maha Yuga'daki ikinci çağ, Treta Yuga'dır. Treta üç anl***** gelir ve dharmanın, şimdi daha düzensiz olarak, dört ayağından üçü üzerinde yürüdüğüne işaret eder. Erdem ve tinsel mükemmellik hâlâ vardır, ancak dörtte bir oranında azalmıştır. Çağın süresi de, benzer biçimde dörtte bir azalmıştır. Göksel ışığın efendisi ve dünyadaki yaşamın koruyucusu Vişnu baş tanrıdır. Şimdi insanlar kendilerini en yüce erdem saydıkları bilgi edinmeye adamışlardır.

Treta Yuga'da nimet veren ağaçlar, açgözlü insanlar onları özel mülkleri yapmaya çalışıncaya değin herkese bolca yiyecek ve giyecek sağlar. Daha sonra bu Özel ağaçlar yok olur ve dünyadaki yaşam ilk kez güçleşir. Yoğun yağmurlar nehirleri oluşturur, toprak ve suyun karışması sonucu birçok yeni tür ağacın büyümesi için toprağı verimli hale getirir. Yeni ağaçlar meyve vermekle ve insanlara yararlı olmakla birlikte, bunlar nimet veren ağaç olmak yerine sıradan ağaçlardır. Bu nedenle halk, yiyecek ve giyecek sağlamak için çok çalışmak zorundadır. Yağmur ve iklimdeki şiddetli değişiklikler nedeniyle, barınmak için evler inşa etmek zorundadırlar.

Treta Yuga'da halk daha tutkulu ve açgözlüdür. Artık ellerindekiyle mutlu değildirler. Doyumsuzluk, hınç ve kızgınlık, kalplerindeki doyum, barış ve kanaatkârlığın yerini alır. Komşularının mülküne göz dikerler. Güçlü olanlar, daha çok yiyeceğe ve zenginliğe sahip olmak için zayıfların topraklarına el koyarlar. Birçok erkek başkalarının karılarını alır.

Her Maha Yuga'daki üçüncü çağ, Dvapara Yuga olarak adlandırılır. Dva iki anl***** gelir ve sonsuz dharma, şimdi iyi ve kötü arasında güvenilmez ve değişken bir denge yaratarak dört ayağından ikisi üzerinde düzensiz olarak yalpalar. Erdem ve ahlaki mükemmellik hâlâ vardır; ancak bunlar Krita Yuga'da olduklarının yansına inmişlerdir. Aynı şekilde, bu çağın süresi Krita Yuga'nınkinin yarısıdır. Dünyadaki yaşamın koruyucusu Vişnu, hâlâ baş tanrıdır ve insanlar kendilerini, en yüce erdem olarak kabul ettikleri kurban olmaya adamışlardır.

Dvapara Yuga'da hastalık, acı ve ölüm herkesin varlığının bir parçasıdır; halk daha tutkulu ve açgözlü olur ve savaşa her yerde rastlanır. İnsan davranışlarını dharmaya yöneltme yolunda dinsel öğretiler geliştirilir, ancak ahlaki gerileme süreci devam eder.

Her Maga Yuga'daki dördüncü çağ, Kaü Yuga'dır. Kali kavga ve savaş anl***** gelir ve karanlık çağdır. Dharma dört ayağından sadece birisi üzerinde kendini sürükler ve erdem pek bulunmaz. Bu çağ, altın Krita Yuga'nın dörtte biri uzunluğundadır. Büyük tanrı Vişnu, dünyadaki yaşamın yıkıcısı olan ŞivaRudra biçimini almıştır ve yine baş tanrıdır.

Kali Yuga'da insanlar ahlaki erdem yerine, sahip oldukları para ve mal miktarına göre toplum içinde yerlerini alırlar. Erdem derecesi sadece maddi refahla ölçülür. Evlilikte koca ve karıyı birbirine sadece cinsel tutku bağlar. Halk, art arda gelen yalanlar sayesinde yaşamda başarılı olur ve tek eğlence kaynaklan cinselliktir. Sürekli olarak açlık, hastalık ve ölüm korkusuyla yaşarlar.

Kali Yuga'da sadece yoksullar dürüsttürler ve kalan tek erdem iyilikseverliktir. Açgözlü kralların baskısından kaçmak için az sayıda insan ıssız dağ vadilerine çekilir. Kendilerine ağaç kabukları ve yapraklarından kaba örgülü elbiseler yaparlar ve yabani meyveler ve yenebilecek ağaç kökleri toplayarak yaşarlar. Sert İklim ve ilkel yaşama koşullan onları öldürücü hastalıklara kurban eder. Yirmi üç yaşına varan biri çok yaşlı sayılır.

Şiva-Rudra Olarak Vişnu, Dünyadaki Yaşamın Yıkıcısı





Dünya yaşamında bir yıla karşılık gelen 1000 Maha Yuga (Büyük Çağ) sonunda büyük tanrı Vişnu, ŞivaRudra'ya dönüşecek ve dünyadaki tüm yaşamı yok edecektir. Bir gece, dünyadaki yaşamda bir günlük bir süreç başlatacaktır. Önce güneş ışınlarına girecek ve dünya yüzeyindeki tüm suyu buharlaştıracak, ısıyı artırmak için yüz yıl boyunca güneş ışınlarını yoğunlaştıracaktır. Her üç dünya, gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı, bu korkunç sıcakta kavrulacak, büyük kuraklık ve kavurucu ateş bomboş bir çöl yaratacaktır. Kıtlık evrende kol gezecek, yüz yıllık süre sona erdiğinde hiçbir canlı varlık kalmayacaktır.

Ateşler üç dünyadaki tüm yaşamı tükettiklerinde, Şiva-Rudra, yani Vişnu'nun yıkıcı biçimi, korkunç fırtına bulutları püskürtecektir. Yüreklere korku salan gökgürültüsü ve yıldırımların eşlik ettiği bulutlar, güneşi gizleyerek ve dünyayı karanlığa boğarak yeryüzünün çevresinde dolaşacaktır. Yüzyıl boyunca gündüz ve gece, dünyadaki her şey yıkıcı sellerin derin suları altında yok oluncaya değin bir yağmur tufanı sürecek; ateş ve seller yaşamla birlikte tüm diğer tanrıları da yok edeceği için, korkunç tufan yanında sadece büyük tanrı Vişnu varlığını sürdürecektir.

Büyük tufan tüm yaşamı yok etmeye başladığında, büyük bir altın yumurta ortaya çıkacak; bu yumurta tufan Öncesi dünyada var olan tüm hayat biçimlerinin tohumlarını taşıyacak; dünya sulara gömülürken, bu yumurta sınırsız okyanusun sulan üzerinde güvenlik içinde yüzecektir.

Okyanus üç dünyayı tümüyle kapladığında, Vişnu kurutucu bir rüzgâr püskürtecek; yüzyıl boyunca bu rüzgâr, fırtına bulutlarını dağıtarak dünya çevresinde dolanacak; 1000 Maha Yuga'nın kalanında, dünya yaşamındaki bir gecede, Vişnu uyuyacak ve dünya da uyuyacaktır.

Brahma Olarak Vişnu, Dünyadaki Yaşamın Yaratıcısı




Uzun 1000 Maha Yuga gecesinin sonunda Vişnu uyanacaktır. Göbeğinde muhteşem bir lotus çiçeği çıkacak ve Vişnu, dünyadaki yaşamın yaratıcısı olan yaratıcı Brahma biçiminde bu çiçekten çıkacaktır. Lotus üç dünyanın temeli olacaktır. Brahma, çiçekten çıktığında onun üzerinde dinlenecek; sellerin tüm hayatı öldürdüğünü kavrayan Brahma, yeniden doğuş sürecini harekete geçirmek için yumurtayı kırarak açacaktır. Böylece Vişnu, tanrı Brahma olarak dünyanın yaşamında yeni bir günü, yeni bir 1000 Maha Yuga zamanını müjdeleyecektir.

Üç dünyanın imgesi tüm tanrılar, şeytanlar ve insanlarla tamamlanmış olarak Brahma'da bulunmaktadır. Yaratıcı Brahma önce su, ateş, hava, rüzgâr ve dünyayı üzerinde dağlar ve ağaçlarla birlikte ortaya çıkaracak; daha sonra evreni örgütlemenin bir yolu olarak zamanı ortaya çıkaracaktır.

Hemen sonra Brahma, tanrılar, kötü ruhlar ve insanları yaratma üstünde yoğunlaşacaktır, önce butlarından kötü ruhları ortaya çıkaracaktır; daha sonra, vücudundan sıyrılarak tanrıların düşmanlarına ait olan ve gece dediğimiz karanlığı yaratacaktır. Brahma İkinci bir vücut alarak, yüzünden tanrıları yaratacak, bu vücudu da terk ederek tanrılara ait olan, gündüz olarak adlandırdığımız ışığı yaratacaktır. Brahma'nın yoğunlaşma gücü, art arda gelen vücutlardan insanları ve Rahşasaları, yılanları ve kuştan ortaya çıkaracaktır. Daha sonra Brahma, ağzından keçileri, göğsünden kuzuları, midesinden inekleri, kollarından ve ayaklarından antilopları, buffaloları, develeri, eşekleri, filleri ve diğer hayvanları, ayaklarından atları ve vücudundaki kıllardan bitkisel yaşamı oluşturacaktır.

Böylece büyük tanrı Vişnu, sonsuza kadar üç biçim içinde var olur. Birincisi, dünyanın büyükbabası ve yaratıcısı Brahma' dır. Daha sonra dünyadaki hayatın koruyucusu Vişnu'ya dönüşür. Vişnu olarak bir uygar davranış yasası olan dharma ile insanları korur ve insanlara yardım için sık sık dünyaya inerek ve insan biçiminde doğarak onları en büyük düşmanlarından korur. Sonuncusu, dünyadaki hayatın yıkıcısı olan Şiva-Rudra' dır.

Başlıca Tanrılar




İndra: Tanrıların kralı, yağmur tanrısı.
Vişnu: Yeryüzündeki yaşamın koruyucusu.
Brahma: Yeryüzündeki yaşamın yaratıcısı biçimindeki Vişnu.
Şiva: Yeryüzündeki yaşamın yok edicisi biçimindeki Vişnu.
Lakşmi: Güzellik ve şans tanrıçası; Koruyucu Vişnu'nun kansı.
Yama: Ölüler'in efendisi
Agni: Ateş tanrısı


İndra ve Ejderha




Ariler, MÖ 1500 civarında kuzeybatıdan gelerek Hindistan'ı istila ettiklerinde, fethettikleri topraklara kendi dinsel düşüncelerini de getirmişlerdir. Bu düşünceler doğa güçlerini ateş, yağmur ve rüzgâr gibi kişileştiren bir grup tanrıyı içerir. Hindistan'ın fethi, İndra gibi başarıları kısmen olgulara dayanan bir sözlü söylence kümesini oluşturan kahraman önderler üretmiştir. İndra, zamanla eski Hindistan'ın büyük tanrılarından birisi olur ve daha eski tanrıların kutsal özellikleriyle efsanevi kişiliklerin kahramanlıklarını kendinde toplar.

İndra, Brahmanlar ve daha sonra Hindular Vişnu'yu onun üstün konumuna yükseltmeden önce tanrıların kralı, tanrıların ve insanların savunucusudur. Aynı zamanda yağmur ve toprağın verimliliğiyle ilintilidir. Büyük silahı yıldırımla karanlıkta yaşayan ve kuraklık yaratan kötü ruhları yok etmiştir. Bu türden kahramanlıklar gereklidir, çünkü Hindistan toprağı çoklukla kuraktır. Ejderha ile başarıyla savaştığı ve dünyayı verimli yapan yedi nehri özgür bıraktığı bu söylencede, Indra’nın verimlilik tanrısı olarak rolü açıktır.

İndra'nın en eski kahramanlık serüvenleri, Hindu-öncesi tanrı gruplarına adanmış binden fazla mitolojik ilahi, ritüel ve risaleden oluşan Rid Veda'da anlatılır. MS 1500-1200'leri izleyen yüzyıllarca yıllık süre boyunca Veda sözlü bir gelenek yoluyla korunmuştur. Sonunda bu söylenceler, Yunanca ve Latince ile yakından ilişkili bir Hint-Avrupa dili olan Sanskritçede yazıya geçirilmiştir.

Hindular Veda'lara büyük saygı göstermişler, fakat kendi gelişen dinsel geleneklerini yansıtacak bir biçimde tanrıların rollerini de değiştirmişlerdir. MÖ 700 civarında yeniden dünyaya geliş (reenkarnasyon) düşüncesini oluşturmuşlardır ve söylencelerinde her tanrı ya da kahraman bir başka tanrı ya da kahramanın yeniden dünyaya gelmiş örneği olabilir. Bu kavram, sonraki tanrıları daha önceki tanrıların yeniden dünyaya gelmiş biçimleri yaparak, yeni tanrıları eski gelenekle birleştirmiştir.

Rig Veda'da İndra'ya büyük gücünü veren Soma, daha sonraki Hindu dinsel törenlerinde çok önemli bir rol üstlenmiştir. Rahipler, tanrıların güçlerini korumaları için soma adağında bulunurlar. Hindular, soma olmadan, tanrılarının dünyayı bir aşamadan diğerine ilerleterek, döngüsel süreci yönetecek güce sahip olmayacağına inanmaya başlamışlardır.





Elinde silah olarak güçlü bir yıldırım taşıyan İndra, hareketli ve hareketsiz, saldırgan ve barışçı her şeyi ve herkesi yönetir. Sadece o, tekerin çemberinin çubuklarını sarması gibi insanları kuşatır ve onları kralları olarak yönetir. Ona gereksinim duyduklarında yardımlarına koşar. İndra'nın ilk kahramanlık eylemi şöyledir:

Vaktiyle dünyada Vritra adında bir ejderha yaşardı. Bu canavar, tanrıların da insanların da düşmanıydı. Bir gün dünyanın yedi nehrini yuttu ve onları büyük dağında hapsetti. Daha sonra ele geçirdiği suları korumak için dağın tepesinde nöbet tutmaya başladı. Gündüz ve gece uyanık kaldı, kendisine kafa tutacak her varlığa karşı ganimetini savunmak için hazırlandı.

Kızgın güneş her zaman olduğu gibi yine doğdu. Parıldayan ışınlarıyla dünyayı kavurdu. Ağaçlar, otlar ve her türden bitki, nehir suları gelişmeleri için gerekli nemi artık sağlayamadığı için zamanla kurudu ve öldü.

Halk yardım için tanrılara dua etti, fakat tanrıların hiçbiri büyük cin-ejderhayı yenecek kadar güçlü değildi. Günler geçtikçe çökük yanaklı ve İhtiraslı Kuraklık, toprağı boğmaya başladı. Açlık çeken insan sayısı gittikçe artıyordu. Önce yiyecek satın almaya çalıştılar. Daha sonra yiyecek dilendiler. En sonunda umutsuzluk içinde yiyecek için yalvardılar. Hıçkırıkları büyük bir sessizlikle karşılandı, çünkü zenginlerin bile ambarları boştu ve dünyada yiyeceğin kırıntısı bile kalmamıştı.

Açlıktan zayıf düşen halk kuru ve boş toprağa çöktü ve tanrılara dualarını kabul etmesi için yalvardı. Tanrılar, Vritra gibi Ölümcül bir düşmana karşı güçsüz olduklarını bilerek, kalpleri üzüntü dolu dünyayı seyrettiler. Fakat İndra ölen insanlara yardımda kararlıydı. O tanrıların en genciydi, ama en cesur ve güçlü olduğunu kanıtlamak İstiyordu.

Teker teker üç kase tatlı, kendinden geçirici soma aldı ve İçti. Her içişte biraz daha güçlendi. En sonunda tanrıların en güçlüsü olduğunu k******. Büyük silahı olan ölümcül yıldırımı sağ eline aldı ve Vritra ile savaşmak için yola koyuldu. Kötü cin-ejderhayı dağının tepesine yaslanmış, kendisine saldırmaya yeterince cesaretli bir tanrıyı beklerken bulacağını biliyordu.

İndra yaklaştığında güçlü ejderha savaş için hazırlandı. Tanrılardan farklı olarak kendisini korumak için ne elleri ne de ayakları vardı, fakat ağzı hem tanrıları, hem insanları aynı derecede korkutuyordu. Kızgınlıktan kudurmuş olan canavar, güneş ışıklarını kesen ve dünyayı karanlığa boğan sisli bir duman püskürttü. Daha sonra kör eden bir ışık, sağır eden bir gök gürültüsü ve insanın etini kesen bir dolu fırtınası kustu.

İndra'nın hiçbir korku belirtisi göstermemesi Vritra'yı şaşırttı. Şimşek gözlerini kör, gök gürültüsü kulaklarını sağır etmemiş ve dolu etini kesmemişti. Genç tanrı Öldürücü silahını sakince kaldırdı ve büyük yıldırımını Vritra'ya fırlattı. Yıldırım ok gibi dosdoğru gitti ve ejderhanın etine sımsıkı saplandı. Bu güçlü vuruş, bir darbede kötü cin-ejderhanın ruhunu ve vücudunu paramparça etti. Ejderha dağın doruğunda sendeledi ve çok aşağılara, dağın dibine düştü, orada kesilmiş bir ağaç gövdesi gibi serilip kaldı

Vritra'nın annesi oğlunun öcünü almaya geldi, fakat bir başka ürkütücü cinin ortaya çıkması İndra'yı korkutamazdı. Gücünü topladı ve Vritra'yı öldürdüğü güçlü yıldırımını ona da fırlattı. Anne yere düştü ve bir ineğin buzağısının yanında dinlenmesi gibi oğlunun yanında yatıp kaldı.

İndra hapsedilen suları kurtardı. Öldürücü silahıyla dağın yamacını ikiye böldü, mühürlü çıkışı açarak yedi nehri kurtardı. Sular dağın kenarından aşağıya boşandı ye bir İnek sürüsünün gürültüsü gibi kükreyerek karalan aşıp denize ulaştı.

Yedi nehir tekrar dünyada akınca nem kavrulan toprağa süzüldü. Kuruyan dallar kana kana su içti ve ölen ağaçların gövdelerinde yeniden yaşam dolaşmaya başladı. Açgözlü tohumlar hızla büyüyüp çimlenerek filizlendi. Aç insanlar sularını içtiler ve yaşamlarını sürdüren yeni ürünleri yiyerek yaşadılar. Bir aslanın aç kurt sürüsünden kaçması gibi kıtlık da bolluktan kaçtı.

Cesur tanrı İndra, savaşta büyük ejderha Vritra ile karşılaştı ve kazandı. Yağmur getirici güçlü İndra kuraklığa son verdi ve dünyanın verimliliğini geri getirdi. Yüce Tanrı İndra, dünyada yürüyenleri kesin bir ölümden kurtardı. Elinde güçlü yıldırımı taşıyan İndra, her hareket edeni ve duranı, her saldıranı ve barışçıl olanı yönetir. Sadece o, tekerin çemberinin çubuklarını sarması gibi dünya insanlarını kuşatır ve kralları gibi onları yönetir. Ona gereksinim duyduklarında yardımlarına gelir.

Hint Destanları




Ramayana


Ramayana MÖ 1200-1000 yılları arasında Kuzey Hindistan'da yaşamış Rama ve Sila ailelerince temsil edilen, siyasal olarak güçlü iki aile geleneğini yansıtır. Onlar Hindistan'da o dönemde yaşamış olan pek çok kültürlü insanlar içinde en kültürlü olanlarıdır. Kralları İse, askeri yetenekleri kadar bilgileriyle de ünlüdür. Dini önderleri, öyle yüksek akademik düzeyde üniversiteler kurmuşlardır ki, başka ülkelerden bu üniversitelere öğrenciler gelmişlerdir.

Araştırmacılar Ramayana’nın MÖ 200 ve MS 200 arasında yazıldığına ve son bölümünün muhtemelen MS 400 yılına değin sarktığına inanmaktadırlar. Bu epik şiiri yazdığına inanılan ozan Valmiki, Homeros kadar karanlıkta kalmış bir kişiliktir. Muhtemelen bir Brahman olarak doğmuştur ve muhtemelen Ayodya krallarıyla yakın ilişkileri vardır. Râma hakkındaki masalları, şarkıları ve söylenceleri toplamış ve bunları kendi bulduğu ölçü ve biçimle düzenleyip şiirsel bir anlatı haline sokmuştur. Destanda Valmiki'nin, Râma’nın bir çağdaşı olduğu söylencesi ve Valmiki'nin Rümâyana'yı nasıl yarattığı anlatılır.

Valmiki, uzak geçmişe açılan bir penceredir. Oradan eski Hindu kültürünü görürüz. Onların dini, toplumsal ve siyasal yaşamları hakkında bir şeyler öğrenir, değerleriyle tanışırız. Valmiki, şiirin kapsadığı dönemi Hindistan'ın altın çağı olarak görmektedir. Da-Sa-Ratha ideal kentin ideal kralıdır. Râma ideal prenstir ve Sitâ ideal eştir.

Ahlaki bir destan olan Râmâyana ile eski Hindu yaşamı ve değerleri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Nasıl Râma on dört yılını bir ormanda keşiş olarak geçirdiyse, benzer biçimde, eski zamanlarda dindar bir aileden gelen her Hindu erkek çocuğu da, çok gençken öğretmeniyle beraber yaşamak İçin ailesini terk eder. On iki, yirmi altı, hatta otuz yıl boyunca genç adam zorlu ve basit bir yaşam sürer. Kaba kumaştan yapılma bir elbise giyer, yiyecek dilenerek kapı kapı dolaşır ve hocasına hizmet eder. Göreve bağlılık, dürüst ve başarılı bir hayatın temeli olduğu için, geleneksel öğreti kadar dayanıklılık ve acı da eğitimin çok önemli bir parçasıdır.

Râmâyana 'nın şaşırtıcı yanlarından biri, hayvanlarla İnsanlar arasında yakın bir ilişki kurmasıdır. Maymun Hanuman büyük bir kahramandır ve onun yardımı olmadan Râma başarılı olamamıştır. Bu ortaklık, Râma masal ve söylencelerini oluşturanların, öteki yaşayan varlıklara duydukları çekiciliği ve değeri saygıyı yansıtır.

Mahabharata


Mahabharata (Sanskrit dilinde “Bharata Hanedanı’nın Büyük Destanı”), Hindistan’ın iki büyük destanından biri. Dinsel içeriğinin yanı sıra yüksek edebi niteliğiyle de değer taşır. Kaurava ve Pandava aileleri arasındaki egemenlik mücadelesini anlatan bir kahramanlık öyküsüne, bu öykü çevresinde gelişen bir dizi efsaneye ve didaktik anlatıya yer verir. Hindistan’ın öteki büyük destanı Ramayana’ya (Rama’nın Aşk Öyküsü) birlikte, İÖ yaklaşık 400-İS yaklaşık 200 arasında gelişen Hinduizmle ilgili önemli bir bilgi kaynağıdır. Hindu dininin en önemli kutsal metni sayılan Bhagavadgita (Tanrı’nın Şarkısı), Mahabharata’nın altıncı kitabının bir bölümüdür.

Yaklaşık 100 bin beyitten oluşan şiir İlyada ve Odysseia’nın toplamının yedi katı kadar uzundur. Toplam 18 bölüme (parvan) ayrılır. Bu bölümlerin sonunda da Tanrı Hari’yle (Krişna) ilgili Harivamşa (Tanrı Hari’nin Soyağacı) başlıklı bir ek yer alır. Şiirin yazarı olduğuna inanılan bilge Vyasa daha güçlü bir olasılıkla var olan malzemeyi derleyen kişidir. Destanda ana olay olarak yer alan savaşın tarihi de İÖ 1302 olarak geçmekle birlikte çoğu tarihçiye göre bundan daha geçtir. Şiir İS. yaklaşık 400’de bugünkü biçimini almıştır.

Destan, iki prensten büyüğü olan Dhrtarashtra’nın kör olması nedeniyle, babası öldüğünde krallığın kardeşi Pandu’ya geçmesiyle başlar. Pandu daha sonra çileci keşiş olmak için krallıktan vazgeçince taht Dhrtarashtra’ya kalır. Pandu’nun oğullan olan Pandava kardeşler (Yudhishthira, Bhima, Arcuna, Nakula ve Sahadeva) kuzenleri Kauravalarla (Kuru’nun torunları; bu ad her iki aileye birden aittir, ama ayırt edebilmek amacıyla Dhrtarashtra’nm oğullan için kullanılmıştır) birlikte sarayda büyürler, ama Kauravalarla aralannda doğan düşmanlık ve kıskançlık yüzünden babalan ölünce krallıktan ayrılmak zorunda kalırlar.

Sürgündeyken beş kardeş Draupadi ile ortaklaşa evlenir ve hep dost kalacakları kuzenleri Krişna’yla karşılaşırlar. Daha sonra geri dönerek bölünmüş krallıkta refah içinde birkaç yıl geçirirler, ama büyük kardeş Yudhishthira’nın Kauravaların en büyüğü Duryodhana’ya bir zar oyununda yenilmesi üzerine 12 yıl daha ormanda yaşamak zorunda kalırlar. İki aile arasındaki kavga Kunıkshetra (bugün Haryana eyaleti içinde, Delhi’nin kuzeyinde) bölgesindeki bir dizi savaşla sürer. Bütün Kauravalar yok edilir; galip gelen Pandavaların tarafında ise yalnızca beş kardeşle Krişna hayatta kalır. Bir avcının Krişna’yı geyik sanarak yanlışlıkla vurmasından sonra beş kardeş. Draupadi ve kendilerine katılan bir köpekle (kılık değiştirmiş Adalet Tannsı Dharma) birlikte İndra’nın Cenneti’ne doğru yola çıkarlar. Yolda birer birer ölürler, yalnızca Yudhishthira Cennet’in kapışma varır. İnançlarının ve bağlılığının sınandığı bir olaydan sonra Yudhishthira ebedi mutluluğu yaşamak üzere kardeşleri ve Draupadi’yle bir araya gelir.

İki aile arasındaki mücadele yapıtın beşte birinden biraz fazlasını kapsar ve Bharata adıyla ayn bir şiir olarak da kabul edilir. Nala ile Damayanti’nin aşklan, kendini ölen kocasına adayarak Ölüm Tanrısı Yama’yı kocasını diriltmeye ikna eden Savitri’nin efsanesi, hac yerlerinin betimlemesi, birçok mitolojik ve efsanevi öykü de Bharata’taki olaylarla iç içe anlatılır.

Mahabharata öncelikle bir dharma (davranış kuralları) metnidir: Bir kralın, bir savaşçının, felaket döneminde yaşayan bir kişinin ya da ruhgöçünden kurtulmaya (mokshadharma) çalışan birinin uyması gereken davranış kurallarım içerir. Destan, Veda kurban törenlerinden Hinduizmin mezhepçi, içedönük tapınmasına geçiş döneminde biçimlenmiştir. Bu yüzden şiirin değişik bölümleri, farklı ve bazen birbiriyle çelişen inanışları yansıtır. Narayarıiya (XIII. Kitap’ın bir bölümü), Bhagavadgita (VI. Kitap), Anugita (XIV. Kitap) ve sonradan eklenen Harivamşa, Vişnucu düşüncenin erken dönemine ilişkin önemli kaynaklardır. Burada Krişna Tanrı Vişnu ile özdeşleştirilmiş, ayrıca öteki avatar’lar (Tanrıların bedene bürünmesi) da betimlenmiştir.

Mahabharata öyküsü, Güney ve Güneydoğu Asya’daki yerel dillerde yazılı ve sözlü olarak birçok kez yeniden işlenmiş ve her zaman halkın büyük ilgisini toplamıştır. Öyküde anlatılan çeşitli olaylar Kamboçya’daki, özellikle de Angkor Wat ve Angkor Thom’daki kabartmalarda, ayrıca Hint minyatür ressamlarınca betimlenmiştir.

ArFe

Kaynaklar: Wikipedia, Türkedebiyatı.co Doğu Mitolojileri Ansiklopedisi


IkRa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Alıntı ile Cevapla

Etiketler
hint, mitolojisi


Şu Anda Bu Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:30.



Forum Hakkında

Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.

Yararlı Linkler

Sosyal Paylaşım


Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2021, vBulletin Solutions Inc.

Forumdunya, lisanslı vBulletin kullanan genel forum sitesidir.
Forum Sahibi: ikRa